Sayfalar

16 Mart 2025 Pazar

Çağdaş Öğretmene Tavsiyeler

 Yaklaşık 10 yıl önce açtığım bloguma yaklaşık 104 içerik yükledikten sonra Blogger'ın bir dönem erişime kapatılacağı haberiyle tüm bloglarımı taslağa çevirmiş ve ardından herhangi bir blog yazısı yazamamış olan bendeniz yeniden karşınızdayım :) 

Bu sene Marmara Üniversitesi'nde yeni alınan kararla yürürlükten kaldırılacağı için son dönem olan formasyon grubunda yer almaktayım. Sevgili hocamız Naci Serhat Başkan bizden "21. yy'da bir öğretmen nasıl olmalı?" konulu bir blog yazmamızı istemiş, ben de bu minik ödeve istinaden geçtim klavyenin başına... 

Henüz öğretmenlik mesleğini tam olarak deneyimlememiş kimselerin çağdaş öğretmenlerin nasıl olması gerektiğine dair fikirleri elbette vardır. Ancak benim gibi özel sektörde yıllarca çalışmış bir öğretmen bu konuyu pek tabii kendi deneyimlerinin etrafında inceleyecektir diye düşünüyorum. Hiç değilse ben öyle yapacağım.

Öncelikle eğitim fakültesinde okuyan öğrencilerin mezun olduktan sonra öğretmenlik mesleğini yapabilmeleri için karşılarına çıkan çok talihsiz bir rekabet ortamı var. O da eğitim fakültesinde okumamış insanların formasyon alarak öğretmenlik yapabilmeleri, ki bu yüzden eğitim fakülteliler genellikle edebiyat fakültesi çıkışlılara diş biliyorlar ve kendi taraflarından bakınca haklılar. Ancak edebiyat fakültesinden çıkmış olan arkadaşlar da iş hayatına atılmalı, evinin kirasını ve faturalarını ödemeli, ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeli ya da düz bir şekilde söyleyeceksek hayatta kalmak için para kazanmalı ve maalesef ülkemizde para kazanma yelpazesi pek de geniş değil. Bu yüzden hiç kimse birbirine karşı garezlenmemeli, hepimiz sistemin bir kurbanıyız. Bölümlere alımlar daha kısıtlı ve söz konusu bölümler birleştirilerek ortak bir yetiştirme müfredatı uygulansa belki birbirimize duyduğumuz öfke asgari düzeye inebilir diye düşünüyorum. Nitekim benim yaklaşık 10 yıllık öğretmenlik deneyimimi göz önüne alarak söyleyeceğim tek bir anekdot var : ÖĞRETMENLİK DİPLOMAYLA OLMAZ! 

Hepimiz eğitim hayatımız boyunca nice sorunlu, nice manyak, nice hasta hocayla karşılaşmışızdır. Mesleki deformasyon yaşayanı mı dersin, öğretmeyi becerememek mi dersin, bıkkınlık mı dersin bilemem. Mesleğini sevmeyen, hakkını vermeyen, insanı hayattan soğutan o hocalar hangi fakülte çıkışlıdır, hangi üniversite mezunudur bilemeyiz. Bildiğimiz tek şey öğretmenliğin cidden ayrı bir yetenek, sabır ve emek işi olduğu. 

Bence hangi dönemde olursa olsun bir öğretmende olması gereken ilk özellik "sevgi". Öğretmensen yaptığın işi, öğretmeyi seveceksin. Çocukları seveceksin, gençleri anlamaya çalışacaksın. Senin bir cümlen, senin bir fikrin birçok kişinin hayatını etkiliyor ve bunun farkında olmalısın. "Ben çocuk sevmiyorum ya!", diyen en az üç öğretmen tanımışımdır. O halde neden çocuklarla iç içe olduğun bir işte çalışıyorsun? "Ne yapalım ekmek parası..." bu cevap mesleğe hıyanettir... Ancak yukarıda da belirttiğim gibi öğretmenin kalitesizine illa ki rastlamışızdır ve eğer bu mesleğin içinde olacaksanız daha çoooook rastlayacaksınız.

Mesleğin içinde olmak konusu ayrı bir paragrafı hak etti :)  Devlete atanmak için durmadan sınavlara çalışan ve bir türlü kadro açılmamış, puanı tutturamamış o öğretmenler tahmin edersiniz ki özel sektörde emeğini son zerresine kadar sömürtmektedir. Özel sektördeki öğretmen çok çalışır, çok uğraşır, angaryası bitmeyen veli pohpohlamak adına tamamen öğretmene eziyet eden dipsiz toplantılara girer, müdürünün ya da işinin ne olduğundan habersiz koordinatörünün keyfine göre adımlarını atar ve eğer sivrilirse işinden kovulur. Tüm bu zehirli etmenler arasında bir de en acısı mobbingdir. O mobbing bir türlü bitmez, gittikçe büyür, hatta dost bildiklerinizin dalkavuk yüzlerini size gösterirken can yakabilir. Kızıma hamileyken en son çalıştığım okula her sabah "Kime desem derdimi ben bulutlar? Bizi dost bildiklerimiz vurdular?" diye türkü söylediğim de doğrudur, mobbingin en ahlaksızını tattığım için her akşam eve geldiğimde "ne kadar da yalnızım!" diye ağladığımda. O yüzden sanırım günümüzde öğretmen olacakların hazırlıklı olması gereken ikinci özellik "her ne olursa olsun mobbinge karşı güçlü kalmaya çalışmaları ve morallerini toplayarak işlerine odaklanmaları" olmalı.

Hazırlıklı olmak demişken... Yukarıda belirttiğim gibi öğretmenlik diplomayla olmuyor ve fakültede öğretilenlerle öğrencinin karşısına çıktığınızda deneyimledikleriniz kesinlikle hiç ama hiç uyuşmuyor. Kondüsyon sahibi olunması gereken iki ayrı konu var :

1) Çalışılan okulun eğitim prodesürünü bilmek : Hangi müfredat uygulanıyor? Hangi yöntemlere başvuruluyor? Öğretmenden ve öğrenciden beklenilen ne?

2) Planlara hakim olmak : Yıllık, aylık, haftalık ve günlük planlar bu aşamada çok önemli. Planların sırasını genelden özele daraltarak yazdığımı fark etmişsinizdir. Genel olarak konuyu özümsemek ve bu konuların öğretimini zaman dilimlerine göre uygulamak çok önemli. Özellikle günlük plan bilinmeli, yoksa oluşturulmalı. 

Müfredat ve plan konusundaki bilgi noksanlığı öğretmeni boş bir yaprağa dönüştürür, şirazesini şaşırtır, haberiniz olsun. 

Öğretmenseniz sanırım bir konuyu dikkat çekici şekilde anlatmak elzem bir durum. Ancak "slayt okuma hocalarının" popüler olduğu şu dönemde kendini yorarak öğrencinin derse katılımının sağlanmasını amaçlayıp ders anlatan hocalar pek az. Öğrenci katılımının sağlanması yapılan gezi, deney, gösterilen görseller ya da imkansızlıklar dahilinde hiçbir materyal olmadığı durumlarda yaşanılan komik bir olayla bağdaştırılarak konunun sunulması elbette ki dersin ıskalanmamasına sebep olacaktır. Ders ne kadar yoğun olursa olsun biraz sulandırmak ( :)) o yoğunluğu kıracaktır diye düşünüyorum.

Öğretmen kendine güvenmeli ; fakat narsist olmamalı. Özellikle küçük yaştaki öğrenciler öğretmenlerini bir idol olarak kabul etmekte. Kendine güvenen bir insanın yansıması olarak öğrenciler de hocalarına güvenir, özgüvenleri artar, ders esnasında sıkılıp daralmazlar ve kendi dikkat aralıklarına göre edinim sağlarlar. Sınıfta kurulan güven ve sevginin ördüğü bağla bezenen bir dönemin sonunda ne kadar mobbing yeseniz, ne kadar yorulsanız, ne kadar tökezleseniz de öğrencilerinizden gelen olumlu geri dönüşlerin size yaşattığı gurur paha biçilemez!

Biz küçükken kuşakların isimleri pek söylenmezdi. Dahil olduğum Y kuşağı, şaşıp kaldığım Z kuşağı, arasında kızımın da olduğu Alfa kuşağı... Cidden kuşaklar arasındaki farklar inanılmaz. Bu yüzden bir öğretmen içinde bulunduğu kuşaktan sıyrılıp hedef kuşağın özelliklerini, jargonunu, kısacası karakterini bilmeli. Yoksa sonu tam bruh olur, öğrencilerince ghostlanır :P (bkz. içten içe Z kuşağını ezber ettim buyrunuz kanıtı cümlelerini yazmam da çok cringe oldu hahaha) 

Kuşakların karakterini yakalamışken teknoloji, sosyal medya, öğrencilerin vakit geçirmekten zevk aldığı aktiviteler de saptanıp derse entegre edilirse şeker gibi bir öğretmen olunabilir.

Yaşadığımız toplum her ne kadar dayak, sözlü ya da fiziksel taciz, hakaret, küfür, haksızlık, hırsızlık, arsızlık ve ahlaksızlıkla dolu olsa da bir öğretmen sınıfında tüm bu kötücül özelliklerden azade bir atmosfer kurmalı. Biz ilkokuldayken öğretmen hepimizi bir bir döverdi mesela. Ben inektim, beni de döverdi. "Öğretmenim neden beni dövüyorsunuz?" derdim, "sıra dayağı bu milleti döverken seni mi es geçeceğim?" derdi. Dayaksız yetiştirilmiş, aydın bir ailenin çocuğu olarak bir baba gibi gördüğüm öğretmenimden birkaç kez bu şekilde dayak yemiş olmam bana çok dokunmuştu bu yüzden anneme şu dayak meselesini pek açmamıştım. Sonunda baktım hoca güne dayak atarak başlamaya başladı ve ben de durumu anneme ciddi bir şekilde açtım. Annem medeni kadın, konuşularak konunun hallolacağını sandı öyle olmadı. Olay büyüdü babama anlattım. Babam da bu konuda pasif kaldı. (Çünkü o dönemde dayak KABULLENİLMİŞ BİR ÖĞRETME ŞEKLİYDİ) Sonunda konuyu amcama açtım. (Bu amcamla kurduğum ilk ve tek yardımlaşma diyaloguydu.)

"Amca, öğretmen sıra dayağı çekerken beni de dövüyor."

"Dayağı hak ettin mi yeğenim? "

"Yok amca, dersi kaçırmayayım diye bahçeye bile inmiyorum teneffüste."( evet ben 3.sınıfa kadar bahçeye hiç inmedim :) ) 

(amcamdan derin bir iç çekiş)

"Annen ne yaptı? Baban bir şey demedi mi?"

"Öğretmenle konuştular ama bu sefer daha çok tokat attı."

"Kim lan o benim yeğenime vuruyor ben onun ifadesini bir alayım!" dedi ve okula babamla beraber gittiler. ( Bu arada amcam babamla konuşmuş olmalı). Ertesi gün öğretmen sınıfa yüzü gözü mor ve topallayarak geldi ve mezun olana kadar bana hiç bulaşmadı, herkesi döverken beni es geçti. Bu hikayeden ne anladık minikler? Çocuğunuzu "nasılsa öğretmene emanet" diye düşünüp, şahsi problemlerinden arınmak için öğrencilerine şiddet uygulayan saykolardan uzak tutun:) Şaka bir yana dayakmış, hakaretmiş, öğrencinin üzerinde travma bırakacak bir hareketmiş yalvarırım bunlardan uzak durun ey çağdaş öğretmenler. (Laf aramızda şiddetin her türlüsüne karşı olduğumu şuraya bir yere not düşeyim de sonradan başımız ağrımasın:)) 

Son olarak çağdaş öğretmenler nasıl olmalı diye düşündüğümde "iyi bir insan olmalı" diye eklemem gerektiğini hissettim. Canından bir parça olan canlarını biz öğretmenlere bırakan velilerin emanetlerine hayat bilgisi, sosyal bilgiler, matematik, İngilizce ya da sayabileceğim onca branşın yanında onlara iyilikten şaşmamayı bildirmek ne büyük erdem! 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder